Reklam
Reklam

Esenyurt’ta 3 fidanı anma programı

6 Mayıs 1972 yılında idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın anıldığı programa Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer’in yanı sıra CHP Esenyurt ilçe Başkanı Hüseyin Ergin, meclis üyeleri, başkan yardımcıları ve çok sayıda vatandaş katıldı.

Esenyurt’ta 3 fidanı anma programı
  • Yayınlanma9 Mayıs 2024 02:42

CHP Esenyurt İlçe Gençlik Kolları’nın düzenlediği 3 Fidanı Anma Programı’na katılan Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer; “Kendilerinden daha büyük bir davaya inananlar, yaşamında daha büyük bir amaca bağlananlar, karanlıkta yürürken etraflarını aydınlatmak için yakacak bir şey bulamadıklarında gözlerini kırpmadan kendilerini feda ederler. 3 Fidan da o dönemde toplumu ve geleceği aydınlatabilmek için kendilerini bile bile feda etmiştir” dedi.

Şehit Erol Olçok Kültür Merkezi’nde gerçekleşen programda konuşan Prof. Dr. Ahmet Özer: “3 Fidan’ı anmak iki noktada çok önemlidir. Bunlardan birincisi iyi bir tarih bilincine sahip olmaktır. Tarih bilinci olmayan bir toplumun geleceği de olmaz. Çünkü bizler tarihimizi geçmişte yaşamak için değil, geleceği daha iyi yönetmek için öğreniriz. O nedenle bu programlar tarih bilinci oluşturmada önemli unsurlardır. İkinci noktada ise; yaşadığımız toplumda ne için yaşadığımızı, nereye gideceğimizi, nereye ulaşacağımızı bilmemiz çok önemlidir. Toplumu aydınlatmak için hiç bir şey bulmadıklarında kendilerini yakarak etraflarını aydınlatanları görerek, geleceğimizi de aydınlatmış oluruz. Bu nedenle bu türde anmalar hem tarih bilinci oluşturmak hem de önümüzdeki ufku görmek ve aydınlanmak için önemli. Yoksa sırf iş olsun diye, ağıt yakmak için bu anmalar yapılmaz.” dedi

“Ölümün üstüne yürüdüler”

3 Fidan’ın ölüm karşısında bile asla geri adım atmayarak bağımsız yaşam mücadelesine vurgu yapan Prof. Dr. Ahmet Özer; “Bu destansı, bu şiirsel yürüyüş ile yabancılaşma süreci içerisinde olan insanların kendine dönmeleri son derece önemlidir. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan ölüm karşısında geri adım atmadılar. Verdikleri mücadeleyi sonuna kadar yürütebilmek için dik durdular, ölümün üstüne yürüdüler. Deniz Gezmiş mektubunda diyor;  İsanlar doğar yaşar ve ölürler. Herkes doğar yaşar ve ölür. Şu anda bile, bizim konuştuğumuz bu andan itibaren bile yüz binlerce insan doğdu ya da yüz binlerce insan öldü. Bugüne kadar bu dünyada 150 milyar insanın yaşadığı söyleniyor. Bana sorarsanız bu rakam bir sayıdan ibarettir. Yani dünya birilerinin yüzü suyu hürmetine dönüyor. İşte kendilerinden daha büyük bir davaya inananlar, yaşamından daha büyük bir amaca bağlananlar, karanlıkta yürürlerken etraflarını aydınlatmak için yakacak bir şey bulamadıklarında gözlerini kırpmadan kendilerini yakarlar etrafları aydınlansın diye. Bu gençlerde o zaman bunu yapmışlardır. Toplumun önünü çocuklarımızın geleceğini aydınlatabilmek için kendilerini yakmışlardır. dedi.”

“Zulme boyun eğmemek cesaret ister”

Tarih boyunca zulmeden ve zulme karşı direnen insanlar olduğunu vurgulayarak konuşmasını sürdüren Prof. Dr. Ahmet Özer; “Doğum bana göre mucizevi bir olay, ölüm ise sırlarla dolu bir durumdur. Yaşam ise sıradan bir tekrardan ibarettir eğer destansı bir ömür çıkaramazsan. Ama yaşamda bunu çıkarmak, ışık yakmak zordur. Çünkü ışığın düşmanları vardır. Bu da zulmü yaratır. Zulme direnmekte zordur. Çünkü zulmedenler bazen çok güçlü olabiliyorlar. O nedenle insanlık tarihi boyunca iki tür insan olacaktır;  zulmedenler ve zulme direnenler. Bu noktada direnmek, başkaldırmak, zulme boyun eğmemek cesaret ister. Cesaret ise az olduğu için değerlidir ve anılası bir şeydir. Dün gençlerle sohbet ederken Dostoyevski’nin sözü geçti.  Dostoyevski diyor ki; İki tür insan var bir olağan insanlar diğeri de olağan dışı insanlardır. Olağanlar yer içer neslin devamını sağlar, ama asla mutlu ve başarılı olamazlar çünkü korkaktırlar. Korkak oldukları için risk yüklenmezler. Risk yüklenmedikleri için acı çekmezler. Acı yoksa mutluluk da yoktur. Bir de olağan dışı olanlar var. Bunlar büyük başarılara ve büyük mutluluklara imza atan insanlardır. Eğer dünya bugün buraya gelmişse bu insanların yüzü suyu hürmetine gelmiştir. İşte Deniz Gezmiş ve arkadaşları tarihe altın harflerle yazılmış olağandışı insanlardır, olağandışı olanlara selam olsun.” yorumunu yaptı.

“Onları saygıyla yad ediyorum”

Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu barış ve kardeşlik kavramlarını Esenyurt’ta hayata geçireceklerinin altını çizen Prof. Dr. Özer; “Denizler 52 yıl öncede dara çekildiler ama hala yaşıyorlar. Onlar geçip giderken bu dünyadan ölümün elinden bir şeyler kopardılar. Yoksa o günden beri ne adamlar geldi ne adamlar geçti. Her gün binlerce insan ölüyor. Bana göre onlar ölümün elinden bir şeyler alıp kendilerini ölümsüzleştiler. Bu ülkenin geleceği kardeşlikte saklıdır. Biz bunu birlikte başaracağız. Zaten en büyük ideallerimizden biri de Esenyurt’umuzu bu anlamda bir barış ve kardeşlik şehri yapmak. Bu aynı zamanda Türkiye’nin de ihtiyaç duyduğu bir kavramdır. Bunu el ele vererek, gönül gönüle hep birlikte gerçekleştireceğiz. Yürekli gençlerimiz var,  iyi aydınlarımız var, halkı için çalışan insanlarımız var. Eğer biz istersek her şeyi yapabiliriz. Bu nedenle onların o kısaca ömürlerindeki destansı mücadeleleri saygıyla anılmayı hak ediyor. Biz de onları saygı ile yâd ediyoruz. İyi ki yaşadınız, sağ olun, var olun.” dedi.

“Toplumun büyük bir kesimini susturdular”

Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in ardından söz alan CHP Esenyurt ilçe Başkanı Hüseyin Ergin de şunları söyledi; “ 3 Fidan suçlu oldukları için idam edilmediler. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yükselen önemli bir devrimci akım vardı. Tüm toplum sosyalizme, toplumcu bakış açısına yönelmiş durumdaydı. Aslında verilmek istenen mesaj sadece gençlere, üniversite öğrencilerine ve lise öğrencilerine değildi. Verilmek istenen mesaj onların ailelerineydi. Ve o gün başlayan harekât günümüze kadar sürdü. Maalesef aileler korktu, maalesef devlet yıldırdı. Amerika’nın sağlamış olduğu imkânlarla ülke içerisinde yapılan talanlar, gözaltında kayıplar, aileleri yok etmeler, umutları yok etmeler derken toplumu bir korku imparatorluğu haline getirdiler. O korkunun eseri şu an bize yansıyor. 70-80 yaşındaki velilerimiz, ebeveynlerimiz 30-35 yaşında olan çocuklarına iş arıyorlar. Toplum bu kadar duyarlılıktan, mücadele hissinden uzaklaşmış durumda. Toplumun büyük bir kesimini suskun hale getirdiler. Bir toplum özgürlükçü yetişmezse, bilimsel metotlarla eğitilmezse Türkiye gibi toplumlar oluşur. Sizi iliklerinize kadar sömürürler. Ses çıkaran çok az olur. Ben bu bağlamda bu gecenin anlam ve önemini bilerek bizler için değil, kendiniz için, ideallerine saygı duyduğunuz insanlar için burada bulunmanızdan dolayı hepinize teşekkür ediyorum ve 3 Fidan’ı saygıyla yâd ediyorum.”